Hasan Hastürer

12 Punto 14 Punto 16 Punto 18 Punto
Hasan Hastürer

Ağlanacak halimize alkış tuttuk!!!

21 Eylül 2011 Çarşamba Saat 11:44

Giderayak’ta konu Türkiye’de yaşanan gerçek bir olaydan esinlenmiş.

Ancak sahneye yansıyan torpil, çok şey söylerken hiçbir şey söylememeyi başaran yalaka memur tiplemesi, politikacı figürü ve daha pek çok örnek birebir KKTC’de yaşananları sahneye taşımış gibi oldu.

İzleyici en çok bizde yaşananları çağrıştıran sahneleri alkışladı... Anlayacağınız ağlanacak halimize alkış tuttuk...

Bir an düşündüm dünden bugünü bizim siyaset dünyamızın profesyonellerine, bürokratlarıyla birlikte bu oyun izletilse tepkileri ne olur?

 

 

Boşverin ekonomik verileri...

Bir toplumun çağdaşlık düzeyinde, kültür - sanat düzeyi çok önemlidir.

Bizde her konuda olduğu gibi kültür - sanat konusunda da ciddi kirlilik var. Mısraları alt alta getirip yazan kendini şair ilan eder. Hele bir de parayı ayarlayıp yazdıklarını kitaplaştırmışsa işlem tamamdır.

Ya da ağızdan çıkanı duymayıp kendini şarkıcı ilan edenler yok mu? Hak edenlerin albümü yokken onlar albüm de yapar... Alın size sahnelerin yıldızı!!!

***

Listeyi olumsuz örneklerle uzatmak istemem.

Sanatın kalitesini yaşatanlar azdır.

Az oldukları için değil, kaliteli iş yapıp çağdaşlığımızı karınca kararınca katkı koydukları için her türlü takdiri hak ederler.

Bu konumda olan insanlarımız için yazdıklarımız asla övgü değildir. Yaptığımız hak ettiklerinin dilimizin döndüğü kadar ifadelendirilip yazıya dökülmesidir.

***

Yaşar Ersoy...

Yaşarken heykeli dikilip toplumun takdirinin somutlaştırılması gereken bir insanımız.

Daha önce de Yaşar Ersoy’la ilgili yazılar yazdım.

Ya da her tiyatro yazısı yazdığım da Yaşar Ersoy’dan mutlaka bahsettim.

Gene bahsedeceğim.

Çok yalın bir tanımlama olacak ama Kıbrıs Türk tiyatrosunda Yaşar Ersoy bir kilometre taşıdır.

Yaşar Ersoy’dan öncesi ve sonrası...

Hiç kuşkusuz Yaşar Ersoy, tiyatromuzda tarihi, çağdaş devrim nitelikli değişimi tek başına yapmadı.

Işın, Erol, Osman ve sonradan onun sanat yolculuğuna katılan daha genç kuşak yoldaşları tiyatro sanatındaki devrimi, karşı devrimlere karşı koruyup sürekli devrimi sağladılar.

Devlet, devlet tiyatrosuyla bir anlamda yaya kalırken, onlar Lefkoşa Belediye Tiyatrosu’nda yüz akımız oldu.

Kendiler, yani bizim kardeşlerimiz iktidarların değişen rüzgarlarına hiç kapılmadan, dik sanatçı duruşlarıyla tiyatroya dokunulmazlık, kişilik kazandırdılar.

Bunu başardıkları için gelen yeni belediye başkanlarına ayak uydurmak yerine yeni başkanlar onlara ayak uydurdu.

***

Lefkoşa Türk Belediyesi, Yaşar Ersoy ve arkadaşlarının dürtü ve sahiplenmesiyle Kıbrıs Tiyatro Festivali’ni gerçekleştiriyor.

Bu yıl Kıbrıs Tiyatro Festivali’nin dokuzuncusuyla bir kez daha Türkiye’den çok iyi tiyatro ekiplerinden seçme oyunlar izlenme fırsatı yaratıldı.

YDÜ Atatürk Kültür ve Kongre Merkezi Büyük Salonu’nda tüm oyunlar kapalı gişe oynuyor.

Biletler tümden satıldı.

Bunun anlamı insanımız sanata susamış.

Mevcut tiyatro kapasitemiz sanata susamışlığı gidermiyor.

Belki de bu yaklaşım yanlış. Bizim tiyatromuzun yarattığı tiyatrosever topluluk olmasa Tiyatro Festivali’ndeki tüm oyunlar boş yeri olmayan salonda sahnelenmezdi.

***

Pazartesi akşamı Ankara Sanat Tiyatrosu (AST)’nun Giderayak oyununu izledim.

AST, Türk tiyatro tarihinde politik tiyatronun en önemli adresidir.

AST’nin Ankara’da oyunlarını izleyici ile buluşturduğu şimdiki salonunu bilmiyorum. 1980 öncesi AST’nin o zamanki mütevazi salonunda Faruk Erem’in Bir Ceza Avukatının Anıları, oyununu izlemiştim.

“Bir tuhaftır ceza avukatlığı. Ayıplamayacaksınız, kızmayacaksınız, ağlamayacaksınız da. Bunlar olmaz mı? Olur. Ama hep içinizde olmalı. Bakışlarınızda kaçak bulunmasın. Karşınızdaki suçlunun gözlerinin içine bakın, dostça. Orada derdini dökmek isteyen ‘insan’ı göreceksiniz. Bundan sonrası kolaylaşır. ‘İnsan, insanın zehrini alır’ derler, halk dilinde. Ceza avukatlığının yarısı budur.”

Bu ruh haliyle kaleme almıştı Faruk Erem, Bir Ceza Avukatının Anıları’nı... İnsani duygular, ceza hukukunun sert yüzüyle buluşturulmuştu, yaşanmış olaylarla...

***

... Ve otuz küsur yıl sonra bu kez Ankara Sanat Tiyatrosu’nu Lefkoşa’da Giderayak oyunuyla izledim.

Göz kendinden başka her şeyi görür derler ya...

Toplumsal göz de aynıdır...

Ayna tutulmadığı, aynaya bakılmadığı sürece toplum da kendi kendini göremez.

Tiyatronun bir işlevi de topluma ayna tutmaktır.

Giderayak oyunu da tam bizim topluma ayna tutan bir oyun.

Giderayak, 2008 yılında bir atama skandalından esinlenerek kaleme alınmış bir oyunun sahnelenmesi.

AST’nin resmi internet sitesinde oyunun tema ve konusu şöyle özetleniyor:

“... Haber, birçok gazete ve internet sitesinde ‘Atama Skandalı’ başlığıyla verilmiş. Haberin özeti ise şöyle: Tasarruf Mevduat Sigorta Fonu Kurulu’ndaki boş üyeliklerden birisine atanması istenen isim; Başbakan Erdoğan’ın bir arkadaşının oğlu, Mehmet Fatih Karaca. TMSF’ye bu ismin atanması için ilgili Devlet Bakanı Nazım Ekren’e talimat veriliyor. Ekren’in bakanlığı da Mehmet Fatih Karaca’nın TMSF üyeliğine atanması için kararnameyi hazırlamaya başlıyor. Ancak Mehmet Fatih Karaca’yı tanıyan yok. Ankara bürokrasisi Fatih Karaca’yı tanıyor. Gerçi onun adında Mehmet yok. ‘Mehmet’siz Fatih Karaca RTÜK eski Başkanı, bildik bir isim. Bakanlık kararnameye RTÜK eski Başkanı Fatih Karaca’nın adını ve kimlik bilgilerini yazıp Başbakanlık’a yolluyor. Başbakanlık hatanın farkına varmıyor. Başbakan önüne koyulan Karaca’nın atama kararını imzalıyor ve köşke yolluyor. Cumhurbaşkanı da önüne gelen bu atamayı onaylıyor. Üstelik bu hatanın düzeltilmesi imkansız. TMSF üyeleri kurulun bağımsız yapısı gereği görevden alınamıyor. Bir kez atandı mı 2 yıl süreyle görev yapıyorlar.  
Neyse ki bu yanlış atamayla makama oturan isim, yine kendilerine çok yakın bir isim, yani ekipten. Pekiyi yanlışlıkla atanan isim, ölümü göze alacak kadar gözü kara ve tümüyle kendilerine muhalif olan biri olsaydı? Hele de bu makamı ‘Giderayak bulunmaz bir eğlence’ olarak görseydi ne olurdu? Yanıt çok basit; kadrolaşmayı, bürokratik çürümeyi, ulusal-uluslararası rant savaşlarını gözler önüne seren evrensel bir komedi ortaya çıkardı... Oyunun yazarı Bülent Usta’nın uzmanlığı ekonomi, bunun üstüne hınzırca bir mizah duygusu eklenince sahneye sözcüğün tam anlamıyla ‘güldüren’ ama ‘güldürürken düşündüren’ bir oyun çıkıyor…”

***

Giderayak’ta konu Türkiye’de yaşanan gerçek bir olaydan esinlenmiş.

Ancak sahneye yansıyan torpil, çok şey söylerken hiçbir şey söylememeyi başaran yalaka memur tiplemesi, politikacı figürü ve daha pek çok örnek birebir KKTC’de yaşananları sahneye taşımış gibi oldu.

İzleyici en çok bizde yaşananları çağrıştıran sahneleri alkışladı... Anlayacağınız ağlanacak halimize alkış tuttuk...

Bir an düşündüm dünden bugünü bizim siyaset dünyamızın profesyonellerine, bürokratlarıyla birlikte bu oyun izletilse tepkileri ne olur?

 

Günün sözü:

 

Gülen her yüz, mutluluğu yansıtmaz

Bu yazı toplam 1969 defa okunmuştur
YORUMLAR
Bu Makaleye Yorum Yapılmamış.
KIBRIS GÜNDEMİ
Tüm Hakları Saklıdır © 2008 - 2015 | İzinsiz ve kaynak gösterilmeden yayınlanamaz.
Mail : | Yazılım: Doğru Ajans