Hasan Hastürer

12 Punto 14 Punto 16 Punto 18 Punto
Hasan Hastürer

“Babalarımız gafuriyi yerdi...” 11.07.2011

11 Temmuz 2011 Pazartesi Saat 19:02

Esentepe’de dün sabah keyifli bir sohbet yaptım. Ülkemizin hemen hemen her köşesine gider, her kesimden insanımızla konuşurum. Dünkü sohbette farklı farklı bulgular elde ettim ki? Hayır elde etmedim. Çok kritik ve zor günlerden geçtiğimizde herkes görüş birliği içinde. Ve mevcut hükümete güven her gün daha da aşağılara kayıyor...

 

Esentepe, ya da eski ismiyle Aykuruş...

Temmuz sıcağında güneş yükseldikçe, güneşin sıcağına meydan okumak zorlaşır.

Gün başlarken, gölge daha kısalmadan sabah sohbeti güzeldir. Hele pazar sabahları...

Dün saat dokuz buçuktan on bir buçuğa kadar böyle bir sohbet paylaştım Esentepe köyünde.

***

Uzun yıllar muhtarlık yapan Özkay Nasipoğlu’nun “Özkayın Yeri” diye küçük bir marketi var. Hem market hem kasap... Aynı zamanda köyün içindeki gazete satış noktası.

Özellikleri pazar sabahları iş yerinin karşı köşesi sohbet buluşma noktası.

Güneş yükselirken uzun süre orada bulunan ağacın gölgesi sohbete katılanlara yetiyor.

***

Dün sabah sohbete katılırken izlenimleri not edip yazmayı aklıma koymuştum.

Sohbete katılanlar açık fikirli.

Yaşam deneyimlerini samimi olarak paylaşmaları hoşuma gidiyor.

Çoğunluk Güney’den Aynikola köyünden.

Esentepe’nin de konumu güzel ancak köylerini anımsarken derin soluk alışları “Ahhhh!!!” çeker gibidir.

Özkay Nasipoğlu’nun iş yerinin duvarlarını köyünden fotoğraflar süslüyor. Biri babası Şevki Adem, öteki kaynatası İbrahim Bello Hoca’yla...

***

Peşinen şunun altını çizeyim...

İnsanımız yüksek ya da düşük sesle, 1974 sonrasını daha fazla sorgulamaya başladı.

Yıllarca “Milli Dava” denilerek sürdürülen politikanın neyi ne kadar güvence altına alabildiğini herkes artık görüyor...

Belirli konuları irdeleyip tepkileri almaya çalışıyorum.

Kıbrıs Türkü’nün huzursuzluktan öte mutsuzluğunun en önemli kaynağı adaletten yoksun mal-mülk dağıtımı.

1974 sonrası eş değer dağıtımına yönelik her köy için oluşturulan komisyonların kapalı kapılar ardında ne numaralar çevirdiğini köylü artık çok iyi biliyor.

Sohbetin katılımcılarından biri, “Adamın yedi dönüm kuru tarlasını sulu tarla diye yazıp değerini yükselttiklerini sonradan öğrendik” dedi.

***

Tarımsal amaçla verilen arazilerin özellikle Annan Planı referandum sonrası kazandığı değer, eş değer adaletsizliğinin yarasını yeniden kanatmış...

1974 sonrası eş değer uygulamasında Güzelyurt’un daha yüksek değerden işlem görmesine karşılık, zaman içinde Güzelyurt’un değer kaybına karşılık Girne sahillerinin değer artışı yaşamasının özündeki adaletsizliğe, kimse farklı görüş ortaya koyamıyor.

O noktada bir kez daha düşünüyorum... GANİMET PAYLAŞIMINDA ADALET OLMAZ. ÇÜNKÜ GANİMETİN TEMELİNDE ADALET YOK.

***

... Ve oradan Kıbrıs sorununun çözüm girişimlerine kayıyor sohbet.

Başarısız deneyimler halkın çözüm umudunu temelden sarstığı için sürpriz olabilirliğine bile şans vermekte zorlanılıyor.

Köylülerden biri bana soruyor. “Yeniden referandum olursa nasıl bir sonuç çıkar?”

Görüşlerimi samimiyetle aktarıyorum: “ Bana göre her koşul altında Kıbrıs Türk tarafından EVET çıkar. Neden? Çünkü uluslararası camianın tarif ettiği çözüm yani İKİ BÖLGELİ, İKİ TOPLUMLU, SİYASİ EŞİTLİĞE DAYALI, KURUCU DEVLETLERİ OLACAK FEDERAL ÇÖZÜM kabulümüzdür.

KKTC sınırları içinde kalacak toprak oranının yüzde yirmi dokuzlarda olması da yaygın kabul görüyor.

Kıbrıs Türk tarafı toprak konusunda esnektir.

Sorun Rum tarafının 1963’ten beri tekelinde tutup tamamen Rum kimlik kazandırdığı Kıbrıs Cumhuriyeti’nin yönetimini bizlerle paylaşmaya ne kadar hazır olduğu noktasındadır. Bunca gerginlik ve düşmanlık propagandasından sonra Rumların dönüşümlü başkanlıkla bir Kıbrıslı Türkü Cumhurbaşkanı görmeyi hayal edemiyor. Bir Türk’ün bakanlığı da onlar için hala zor kabul edilirdir. Bu nedenle her koşul altında EVET demekte zorlanacak Rum tarafıdır.”

***

Sohbette en uzun zaman kesitini Kuzey Kıbrıs’ta oluşturulan ve sürdürülmesi olası görülmeyen yapıda Türkiye’nin payı...

“Türkiye’nin suçu yok. Suç bizimkilerde” diyen bir kişi, “Bu yapıdan Türkiye de sorumludur. Türkiye’nin haberi olmadan buralarda yaprak kımıldamazdı, bugün de kımıldamaz” diyenler ise çoğunlukta.

***

Bir de dikkatimi çeken insanların mutluluk için zaman tünelinde yolculuk yapıp yıllar öncesine gitmesi.

Aynikola’daki yaşamlarının bugünkünden daha zor olduğunu inkar eden yok.

Yaşamlarında konfor yoktu ama mutluydular.

O zamanki evlerinde konfor yoktu ama mutluluğu besleyen bir sıcaklık vardı. Bunu herkes söylüyor.

“O zaman insanlar kabiliyeti olan çocuklarını okutmak için dişinden tırnağından keserdi” dedi köylülerden biri. Orada bulunanlar onayladı. O köylü devam etti: “O zaman çocuk okutmak hiç de kolay değildi. Şimdiki gibi her şey bedava değildi. Gafuriyi yerdi analarımız babalarımız çocuklarını okutmak için.”

Merak edip sordum, “Nedir bu gafuriyi?”

Anlattılar. “Sütten önce hellim, sonra nor elde edilir. En son kazanın dibinde gafuriyi dediğimiz ve satılmayan kalıntı kalırdı. Analarımız babalarımız sütten satılmayan son kısmıyla beslenir ama satılabilenleri satıp çocuklarını okuturdu…”

***

Esentepe’de dün sabah keyifli bir sohbet yaptım. Ülkemizin hemen hemen her köşesine gider, her kesimden insanımızla konuşurum. Dünkü sohbette farklı farklı bulgular elde ettim ki? Hayır elde etmedim. Çok kritik ve zor günlerden geçtiğimizde herkes görüş birliği içinde. Ve mevcut hükümete güven her gün daha da aşağılara kayıyor...

 

Günün sözü:

 

Huzur ve mutluluk, kaliteli yaşamın vazgeçilmezidir

Bu yazı toplam 1603 defa okunmuştur
YORUMLAR
Bu Makaleye Yorum Yapılmamış.
KIBRIS GÜNDEMİ
Tüm Hakları Saklıdır © 2008 - 2015 | İzinsiz ve kaynak gösterilmeden yayınlanamaz.
Mail : info@kktcmedya.com | Yazılım: Doğru Ajans