Hasan Hastürer

12 Punto 14 Punto 16 Punto 18 Punto
Hasan Hastürer

Büyükelçi ne yapmalı? -30.04.2011-

30 Nisan 2011 Cumartesi Saat 09:07

Türk dış politikasını  iyi bilen isimlerden biriyle konuşmuştum bir süre önce.Kıbrıs’ı da çok iyi bilen birisi.Sorusu şuydu: “Türkiye’nin KKTC Büyükelçisi ne yapmalı?” Yanıtım  şöyle olmuştu: “ Yapacaklarından daha önemli olan yapmaması gerekenlerdir. Öteki büyükelçiler bulundukları ülkelerde hangi diplomatik kurallara uyuyorsa Lefkoşa’daki elçi de o kurallara uyacak. KKTC’de yürütmenin yani Bakanlar Kurulu’nun parçası  olmayacak.Sık sık törenlerde konuşma fırsatı doğsa bile protokol sınırları içinde konuşacak. Hatta mecbur kalmadıkça konuşmayacak.”

Türk dış politikasını  iyi bilen isimlerden biriyle konuşmuştum bir süre önce.

Kıbrıs’ı da çok iyi bilen birisi.

Sorusu şuydu: “Türkiye’nin KKTC Büyükelçisi ne yapmalı?”

Yanıtım şöyle olmuştu: “ Yapacaklarından daha önemli olan yapmaması gerekenlerdir. Öteki büyükelçiler bulundukları ülkelerde hangi diplomatik kurallara uyuyorsa Lefkoşa’daki elçi de o kurallara uyacak.

KKTC’de yürütmenin yani Bakanlar Kurulu’nun parçası olmayacak.

Sık sık törenlerde konuşma fırsatı doğsa bile protokol sınırları içinde konuşacak. Hatta mecbur kalmadıkça konuşmayacak.”

***

Bu nasıl olur? Burası  Yavruvatan, elçi de Anavatan’ın büyükelçisi..

Zaten başımıza ne geldiyse Türkiye sevgimize giyidirlen istismar gömleği sonrasında geldi.

Kıbrıs’a gelen elçiler yıllardır elçiden öte vali gibi davranıyor.

Ya da bizim yöneticilerimizin çıkardığı davetiye ile “elçilikten, valiliğe kayıyor.”

***

Kıbrıs Türkü’nün büyük  çoğunluğunda elçinin yaklaşımlarıyla ilgili duyarlılık  birikimi var.Daha önce yazdım, Halil İbrahim Akça, “tasfiye memuru” gibi de görüldü. Göreve başladığı günün ertesinde, “Sayın Akça, Büyükelçi kalın, Vali olmayın...” başlıklı yazımı okurlarla buluşturdum.

O yazımın bir bölümü  şöyleydi:

“Halil İbrahim Akça, Türkiye Cumhuriyeti’nin Büyükelçisidir.

KKTC, Türkiye Cumhuriyeti’nin bir ili değildir. Halil İbrahim Akça da VALİ  DEĞİLDİR.

Akça, dışişleri kökenli olmayan dördüncü büyük elçidir.

Emin Dırvana, Cahit Bayar, Ertuğrul Kumcuoğlu ve Halil İbrahim Akça...

Kıbrıs sorunu Türkiye için önemlidir.

Ancak görünen o ki Türkiye, Kıbrıs sorununu çok iyi bilen bir büyükelçi yerine parasal işleri iyi bilen bir ismi büyükelçi olarak atamayı  tercih etmiştir.

Hem de KKTC’de istemeyeni çok olan bir ismi.

UBP Hükümeti’nin kamu oyu önünde söylediklerini boşverin, çalışanların tepkiyle karşıladığı ekonomik paketin Ankara’nın isteğinden öte dayatması olduğu bir biçimde seslendiriliyor.

“Yani Ankara’ya KKTC’nin IMF’si gömleği giydirildi.

Halil İbrahim Akça da IMF’nin acı  reçetesinin uygulanmasını sağlamak için atanmış isim.”

Halil İbrahiç Akça, büyükelçiden öte vali gibi davranırsa işi zordur...”

***

Akça, gelip göreve başlarken sessiz bir karşılama oldu.

Büyükelçi atanmasına karşı olan siyasi partiler ve sendikalar, Halil İbrahim Akça, adaya gelip göreve başlarken eylem yapmadı.

Ancak çok iyi biliniyordu ki Akça, yakın takip altındaydı.

DAÜ  Kariyer Günleri’nin açılışında konuşunca, bir anlamda bombanın pimini çekti. Akça, orada yaptığı konuşmada elçi ya da validen öte IMF yetkilisi gibi konuştu. KKTC’de  “bedeli hep Türkiye ödesin” gibi yerleşmiş anlayış bulunduğuna vurgu yapan Akça, “Bedeli Türkiye ödeyip değişim yapılabilir ancak kalıcı olmaz. Toplumun sahiplenmesi gerekir ki kalıcı olsun” dedi

Kıbrıslı  Türkler arasında “Bedeli Türkiye ödesin” diye yaygın bir anlayış var mı?

Bana göre HİÇ YOK.

Kıbrıslı  Türkler, 1963-1974 arası gerçekten çok zordaydı.

Kıbrıs Cumhuriyeti yapısının dışında kalınmış, yaşamın  çok zor koşullarda sürdüğü  kantonlarda resmen yaşam savaşı veriliyordu.

O koşullarda ekonomik yok.
Üretim yoktu.

Herkes bir isim altında maaş alıyordu.

Mücahit, memur, öğretmen, kamu çalışanı, yoksul...

Türkiye’den başka yardım yapacak olan da yoktu. Para da Türkiye’den geldi, gıda yardımı  da..

Kıbrıs Türkü, o günleri unutmaz.

Şimdilerde, “ Ankara, ne paranı, ne memurunu ne de paketini istemiyoruz” diye pankart açan KTÖS o dönemde, “ Osmanlı zamanında getirilip bu adada bırakıldık, bize yardım etmek zorundadırlar” diyordu. Hatta bu içerikte konuşmalar yapıldığı için KTÖS yöneticileri aleyhine yasal işlem de yapılmıştı.

***
1974 sonrası tüm olumsuzluklara rağmen Kuzey Kıbrıs’ta bir ekonomik yapı oluştu. Eğer kontrol dışı nüfus akışı olmasa var olan ekonomik hareketlilik Kıbrıslı Türklerin KRAL GİBİ YAŞAMASINA yeter de artar bile.

Devlet yapısı hantal ve sürdürülebilir değilse, bunun suçlusu ya da suç ortağı yine Ankara’dır.

Bu tür polemiklerin yararına inanmam.

Sayın Büyükelçi, alışılmış yaklaşımların dışına çıkarak Kuzey Kıbrıs gerçeğine baksa eminim yaklaşımları çok daha farklı olacak.

Günün sözü:Hesaplaşma olacaksa, karşılıklı  alacak verecek masaya konur

Bu yazı toplam 1955 defa okunmuştur
YORUMLAR
Bu Makaleye Yorum Yapılmamış.
KIBRIS GÜNDEMİ
Tüm Hakları Saklıdır © 2008 - 2015 | İzinsiz ve kaynak gösterilmeden yayınlanamaz.
Mail : | Yazılım: Doğru Ajans