Hasan Hastürer

12 Punto 14 Punto 16 Punto 18 Punto
Hasan Hastürer

Herkes mutsuz umutsuz! 18.11.2011

18 Kasım 2011 Cuma Saat 13:16

“Baktığımız zaman kamu çalışanı mutsuz. Hiçbir sektörden olumlu mesaj alamıyorsun. Üretici sokakta, sanayici dertli, ticaret dünyası genel ekonomik sıkıntı nedeniyle sıkıntı yaşıyor. Bu noktada kendi iç dinamiklerimiz karşı karşıya gelmiş. Sinerjiye ihtiyaç duyduğumuz dönemde ve bir bakıyoruz bir duman yükseliyor KKTC’den. Bir söz var atalarımızın dediği “ateş olmayan yerden duman çıkmaz”. Biz bu dumanı farklı mı algılıyoruz? Hükümete sorarsanız bu duman mangallardan tütüyor. Dumanı izlerseniz kaynağını görürsünüz. Hayat devam ediyor bütün mesele sıkıntılar ne olursa olsun iyi, umutlu ve geleceğe yapıcı bakmak gerekiyor. “Ne olursa olsun umut en son ölür” derler. Hayır, umut ölmemeli çünkü hayat devam ediyor. Çok zor günlerden geçtik. Bu bulunduğumuz yerden dağınıklıktan kaynaklanıyor. Herkes üzerine düşeni yapsa inanıyorum ki her şey çok daha güzel olabilir.”


SİYASETÇİLER AYNAYA BAKSINLAR
“Hayvan Üreticilerinin eylemi vardı. Hem eylemcilerle hem polislerle konuştum. Bizim insanımız normal koşullarda hoşgörülüdür. Polisle eylemcilerin karşı karşıya gelmemesi çok önemlidir bizler için. Polisin şiddet uyguladığı günleri gördüğümüzde de bunu infialle karşıladı toplum. Veya tekrarlanmamasını arzuladık. Hiç kuşkusuz eylemlerin demokratik hak olduğu ortada. Eylemler gerçekleşirken bir başkasının özgürlük alanını bir yere kadar zorlaması gerekiyor. Ünlü bir sözdür “özgürlükler sınırsız olmalı” ama her özgürlüğün başka bir sınırı var. Hak arama, alın terinin emeğinin karşılığını arama noktasındaki eylemlerin toplumda trafik akışı dâhil bir takım aksaklıklara neden olması herkes tarafından hoşgörü ile karşılanmalı. Çünkü hak verilmez alınır. Hakkınızın alınmasını seyrederseniz bugün birilerinin hakkı alınır yarın bir başkasının ki alınır. Ve bugün Meclis yeni yasama döneminde törensel olarak da başladı. Bugün Mecliste konuşma bakımından bir ortam var. KKTC’deki yasama sürecini şöyle bir aklımdan geçirdim. Çok eskiden İngiliz sömürge döneminde birebir yasamanın karşılığı olmayan organların oluşumu var. Bunlardaki Kıbrıslı Türklerin temsiliyeti var. Ama biz ilk yasama organını 1960 Kıbrıs Cumhuriyeti ile yaşadık. Kıbrıs Cumhuriyeti kurulurken iki tane meclis öğrendik. Biri temsilciler meclisi diğeri ise cemaat meclisi. Bu iki meclis oluşurken Rum toplumunda EOKA’cılar, Türk toplumunda ise TMT mensupları yer aldı. Bu aslında Kıbrıs Cumhuriyeti’nin devamının çok kısa süreli olacağının bir işareti idi. Düşünün çok kısa bir öncesine kadar güneydeki ve kuzeydeki insanlar farklı idealler için bir arada olacaktı. Halkın temsilcileri halkın iradesiyle göreve gelmemişlerdi. Bizde uzun süre halkın iradesiyle meclisin oluşumu olayı hep ertelendi. Hep gecikti, kesintiye uğradı.”




‘UBP HÜKÜMETİ SANKİ CUMHURBAŞKANLIĞI İLE MAÇ YAPIYOR’
Dış İşleri Bakanı’nın, Sayın Özgürgün’ün bu heyette olmamasını eleştirdi. Sonrasında bakıyorsunuz ki hükümet de sanki Cumhurbaşkanlığıyla maç yapıyor. Yani KKTC hükümeti UBP hükümetiyle UBP’nin 20 yıl başkanlığını yaptıktan sonra Cumhurbaşkanı olan Eroğlu, tam bir takım halinde çalışıyor mu derseniz sanırım bu soruya evet demek kolay değil. Turgay Avcı, CTP ile Özgürlük Reform partisinin koalisyon döneminde dışişleri bakanıydı. Cumhurbaşkanı da Mehmet Ali Talat’dı. Kabul etmek gerekiyor ki, şahsi değerlendirmesi ne olursa olsun Turgay Avcıyla birlikte çalışmayı, aynı takım içinde bulunmayı çok da istemedi ve Turgay Avcı kendisi dışişleri bakanlığını kendi çizgisiyle götürmeye çalıştı. Şunu kabul edelim ki gelmiş geçmiş, en başarılı, en verimli dış işleri bakanı Turgay Avcı olmuştur. Siyasette UBP’den ayrılması tartışmalıydı belki ama Dışişleri bakanlığındaki performansı çok önemliydi. Özellikle İslam ülkeleriyle çalışmaları, Dış Temsilcilikler açılmasında çok başarılı olmuştur, İslam konferansı örgütüyle çalışmalarda çok başarılı olmuştur. Peki, o zamanki CTP kökenli Cumhurbaşkanı ve UBP ve sonra ÖRP’de olan bir dış işleri balkanı Turgay Avcı vardı. Farklılıklarını saygıyla kabullenelim diyelim isterseniz, ama o farklılık dış işleri bakanlığına bir ivme kazandırmıştı. Şimdi hükümetin, Sayın İrsen Küçük’ün Cumhurbaşkanıyla bir rekabeti var. Bunu gizlemeye gerek yok. New York’ta çalışmalar yürürken hatta öncesinde Ankara’da son gelişmelerle ilgili olarak bir toplantı vardı. Rumların petrol aramasıyla ilgili olarak. Orada “Kudret Özersay’ın varlığıyla ilgili yaptığı açıklamalarla ilgili yetki bizde” demişti. Şimdi Özgürgün Ankara’da Cumhurbaşkanıyla Sayın Özgürgün’ün çok farklı kopan bir ilişki içinde olduklarını düşünmek istemiyorum ama belli ki hükümet dış politikada kendisini kanıtlamak istiyor. Bu yarış pozitif çizgiler içinde kalırsa sorun değil. Eğer UBP hükümeti UBP’ye siyasi hayatını vermiş Cumhurbaşkanıyla yarışma içersine girerse; bunun nasıl sonuç yaratacağını birlikte göreceğiz. Ama şunu söyleyelim Kıbrıs konusu gibi önemli konuda iç çekişmelerden kaynaklanan farklılıklardan bir ciddi yarar beklemek hayal olur.”

SEÇİMLER VAZGEÇİLMEZDİR
“Seçimler demokrasinin vazgeçilmezlerindendir. Seçim, siyasal anlamada bir yetki devridir. Temsili demokraside seçimlerle vatandaş yetkisini devreder siyasi partilere ve siyasilere devreder. Ve bu devir işleminin uygulandığı alanlar ise sandıklardır. Hiç kuşkusuz sadece seçim dönemi değil, genelde vatandaşın siyasi partilerle ilgili gözlemleri, izlemleri olur. Seçim zamanı aslında bir önceki dönemin muhasebesidir ve bir önceki dönemde partilerin yaptıklarının vatandaşın değerlendirmesi sandıklarda da somutlaşır. Bir geçmiş hesaplaşılır ve o hesaplaşmayla birlikte geleceğe dönük parlamento yapısı çıkar. Yani vatandaş kararını verir ve beni bundan sonraki dönemimde şu partiler temsil edecek. Tabii ki sistem bunu netleştiriyor bazı ülkelerde. %30larda tek başına iktidar da olunabiliyor, bazı ülkelerde sistem bir partinin tek başına çoğunluk elde etmesine kapalıdır ve partiler arası uzlaşıyı zorunlu kılar.”


YOLLAR AYRILIYOR MU?
“Başbakanın bir anlamda bu iki açıklama uzun süredir birazcık perde gerisinde kalan Başbakanın Cumhurbaşkanıyla bir anlamda yollarını ayırmasının çok açık açığa çıkması şeklindedir. Yani erken seçimin Eroğlu tarafından telaffuz edilmesi İrsen Küçük’ü rahatsız etti ve İrsen Küçük’de; “erken seçim için koşullar uygun olmalı, şimdi uygun değil” dedi. Bana sorarsanız uygundur, yerel 2009 seçimleri öncesinde verilen sözler ve yapılanlar ve sonrasında yaşananlar artık bu parlamentonun halkın iradesini temsil etmediğini ortaya çıkarıyor.
Olası bir erken seçim, her şeyden önce siyasal partiler yasası ve seçim sisteminin erken seçimden önce imkân bulunur ve ele alınırsa yapılacak olan seçim daha sağlıklı sonuç ortaya çıkarıyor. Çünkü siyasi partilerde en basitinden bir işgal vardır yani, partilerde belirli kadrolar parti yönetimiyle beraber parti içi demokrasinin iplerini de ellerinde tutmaktadırlar. Partilerin yenileşme ve toplumun önüne yeni seçenekler sunması partilerin mevcut durumuyla oldukça zor. Seçim sistemi ve partiler yasası sağlıklı bir şekilde ele alınmadığı sürece toplumun önüne sunulacak seçenekler bellidir. Eğer toplumun önü açılmak isteniyorsa, umutsuzluğun geride bırakılarak umudun yeşermesi isteniyorsa, hiç tereddüt etmeden siyasi partilerin önde gelen isimleri kendilerini değil, toplumu düşünerek hareket etmesi gerekiyor. Eğer bu yapılırsa, ne ala yapılmazsa, böyle gelmiş böyle gider olur. Eğer seçim de hiçbir şeyi değiştirmez gibi bir yargı yerleştirirsek, ya da siyasiler bunu yerleştirirse ülke demokrasinse en büyük kötülüğü yaparlar. “ne olur olduğu kadarıyla bile bu demokrasimize kıymayalım. Demokrasimiz ve toplumumuz siyasilerden ve partilerden değerlidir.”



BEKLENMEDİĞİ ANDA TÜRKİYE GELDİ
“Taksim sahası var Lefkoşa’da sınırın çok yakın olduğu bir yerde ve burada bir zamanlar Rumların Türklere bir şarkı dinlettiği konuşulurdu bekledim ve gelmedi. Ama gel görünüz ki hiçte gelmeyeceği tahmin edildiği bir dönemde Türkiye 1974’de geldi ve yeni bir durum yarattı. Rumlar bunu çok ağır bedelini ödedi ama bakıyorsunuz ki özellikle doğu Akdeniz’de petrol ve doğalgaz aramaları çalışmalarıyla beraber güç dengeleri de gündeme geldiğinde Rum tarafı hala daha güç kıyaslaması yapıyor. İran’ın asker, Suriye’nin tank sayısı bakımından Türkiye’den üstün olduğunu işret ediyor. Yani burada doğu Akdeniz’de Kıbrıslı Rumla

Bu yazı toplam 1991 defa okunmuştur
YORUMLAR
Bu Makaleye Yorum Yapılmamış.
KIBRIS GÜNDEMİ
Tüm Hakları Saklıdır © 2008 - 2015 | İzinsiz ve kaynak gösterilmeden yayınlanamaz.
Mail : | Yazılım: Doğru Ajans