Reşat Akar

12 Punto 14 Punto 16 Punto 18 Punto
Reşat Akar

Kazan, kazan! 05.11.2011

05 Kasım 2011 Cumartesi Saat 10:01

Birleşmiş Milletler Genel Sekreteri Ban ki Moon, yarım asırlık Kıbrıs sorununu çözmek için büyük bir çaba sarf ediyor…
Bunu başarabilirse, tarihe geçeceği kesin…
Tarafları uzlaştırabilmek için de, bir zamanlar Türkiye Başbakanı Sayın Recep Tayyip Erdoğan’ın önerisi olan “Kazan, kazan” mantığıyla hareket ediyor…
Ve liderlere her fırsatta “bir yerde verirseniz, diğerinde kazanırsınız” diyor…
Al-ver olmadan çözüme varılabilir mi?..
Elbette varılamaz…
Türk tarafına 1960’dan daha ileri siyasi haklar veriliyorsa, Rum tarafına da kuzeydeki mülklerin çok büyük bir kısmını iade ederek, göçmen sorununu ortadan kaldırmayı amaçlıyor...
Çözümün ana mantığı, adada iki topluma ve iki devlete dayalı yeni bir ortaklık kurmaktır...
Böylelikle; sadece Kıbrıslı Rumların yönettiği Kıbrıs Cumhuriyeti ortadan kalkıyor,
Türk ve Rum kurucu devletlerinin katılımıyla yeni bir ortaklık devleti doğuyor...
Daha da önemlisi Kıbrıs Türk devleti ilk defa Birleşmiş Milletler tarafından resmen tanınmış oluyor...
Ortak devletin senatosunda eşitlik hakkı elde eden Türk devletinin, ayrı yasama, yürütme ve yargı organlarına sahip olması, Türkçe’nin AB dili olarak kabul edilmesi de önemli siyasi kazanımlar arasında yer alıyor...
Bunları açık bir yüreklilikle kabul etmezsek, herkesten fazla kendi kendimize haksızlık etmiş oluruz...
Kuşkusuz bazı kazanımlar yanında, kaybedeceklerimiz de vardır...
Rum tarafı, halen dünya tarafından tanınan Kıbrıs Cumhuriyeti’nin sahipliğinden vazgeçme karşılığında, 1974 barış harekatıyla birlikte Türk kontrolüne geçen mülklerin tümünü geri istiyor…
Türk tarafı ise ‘iki bölgeliliği’ koruyabilmek için, bazı mülklerin iade edilemeyeceğini ve mülkünü geri alamayanların takas, ya da tazminat yöntemiyle tazmin edileceğini belirtiyor…
Mülkiyet sorunu bu çerçevede çözüldüğü takdirde, 100 binden fazla Kıbrıslı Rum mülküne dönme şansını yakalıyor…
Küçümsenecek bir olay değildir…
Rum tarafının üzerinde ısrarla durduğu bir başka konu ise Türk askerinin adadan çekilmesidir...
Annan Planı’nda, Türk askerinin adadan çekilmesi 14 yıllık bir takvime bağlanmıştı...
Buna göre; Kıbrıs’taki 39 bin 350 kişilik Türk askeri varlığı çözümden sonraki ilk 2 yıl içinde 6 bine, sonra da 3 bine düşecek, 14’üncü yılın sonunda ise adada sadece 650 Türk askeri, 950 de Yunan askeri kalacaktı...
Sembolik olarak 650 Türk askerinin burada kalması, kesinlikle Türkler için ciddi ve kalıcı bir güvence oluşturmuyor...
Türkiye AB’ye girmezse, ya da Kıbrıs’ın da içinde yer alacağı AB’nin ömrü uzun olmazsa, işte o zaman Kıbrıs Türkü açısından ciddi bir güvenlik sorununun gündeme gelmesinden endişe ediliyor...
Garantörlüklerin devamında ısrar etmemizin ana nedeni de budur…
Gün gelir de, azınlıkta olan Kıbrıs Türk halkına yeni bir saldırı olursa, işte o zaman Türkiye sadece 8 dakikalık mesafededir…
Önümüzdeki iki aylık süre içerisinde tarafların mülkiyet ve toprak konularında uzlaşmaları halinde, garantörlük konusunun görüşüleceği yer 4’lü veya 5’li konferanstır…
Son sözü onlar söyleyecek olsa da, Kıbrıslı Türklerin endişelerini dikkate almaları gerekir…
Bunca yıllık ayrılıktan sonra Kıbrıs Türkü bir anda garantisiz bırakılmamalı…

Bu yazı toplam 1601 defa okunmuştur
YORUMLAR
Bu Makaleye Yorum Yapılmamış.
KIBRIS GÜNDEMİ
Tüm Hakları Saklıdır © 2008 - 2015 | İzinsiz ve kaynak gösterilmeden yayınlanamaz.
Mail : | Yazılım: Doğru Ajans