Reşat Akar

12 Punto 14 Punto 16 Punto 18 Punto
Reşat Akar

Bu topluma ne oldu?.. 04.07.2011

04 Temmuz 2011 Pazartesi Saat 10:20

Ülkemizde, kalp ve kanserden kaynaklanan ölümlerin artması herkesi üzüyor...
Özellikle genç yaştaki ölümler üzüntüyü daha da artırıyor...
Ayrıca “Kanser hastalığı neden bu kadar çok artış gösterdi?..” sorusunu gündeme getiriyor...
Soru çok önemlidir...
Eğitimli insan sayısının yüzde yüze yakın olduğunu söyleyerek, bundan pay çıkarmaya çalışan bir ülkede kanser hastalıkları neden hızla artıyor?..
Özellikle toplumu yönetenler, bu soruya yanıt aramalıdır...
Ne var ki; onlar böylesi sorunlarla uğraşmazlar araştırma yapmaya ve önlem almaya gerek görmezler...
Yapılan yanlışları düzeltme yönüne de gitmezler...
Sadece cenaze törenlerinde boy gösterirler...
Ülkemizde kanser hastalıklarının hızla arttığı bir gerçektir...
KIBRIS’ın bu konuda ısrarlı yayın yapmasının ve ölümleri birinci sayfasından duyurmasının ana nedeni de yetkilileri uyandırmaya yöneliktir...
Yetkililerin uyanması için yayınlarımıza devam edeceğiz...
Yıllardan beri bu ülkede yaygın bir şekilde hormon ve zararlı tarımsal ilaç kullanıldığını belirterek, önlem alınması için uyarı üstüne uyarı yapıyoruz...
Biraz gerilere gidelim...
Çernobil faciası sonrasında, Türkiye’nin bazı illerinde ve Kuzey Kıbrıs’taki bazı köylerde yüksek oranda radyasyon saptanmıştı...
Türkiye’de bir bakan radyasyonlu olduğu iddia edilen çaylardan içerek “görüyorsunuz korkmuyorum” dedikten sonra, bizdekilere cesaret gelmişti...
Vadili’de ve diğer köylerde yapılan ölçümlerin sonucu yüksek çıkmasına karşın, bazı yetkililer halka korkmadan süt içmelerini tavsiye etmekten geri kalmamıştı...
Kanser hastalığı bir günde, ya da bir ayda oluşmaz...
Bazı insanlarda, dirence göre uzun yıllar sonra etkisini gösterir...
Hormonlu sebze ve meyve tüketen insanların vücudundaki birikimler arttıkça, kötü hastalık da ilerleme sağlar...
Kanserden kaynaklanan ölümlerin artması karşısında, sadece devletin değil, sağlık örgütlerinin de ciddi araştırmalar yapması ve toplumu yönlendirici girişimlerde bulunması gerekir...
Kebaba meraklı insanların, haftada kaç kez mangal yakması gerektiğini kim söyleyecek?..
Mangalın özellikleri ve kömürün kalitesi nasıl olmalı?..
Enginar, domates, patlıcan hangi mevsimlerde tüketilmeli?..
Arkadaşın bahçesinde ilaçsız yetiştirilen enginar şubat veya mart ayında olgunlaşıyorsa, piyasaya ekim ayında enginar sürülmesinin ‘mucizesi’ nedir?..
Dikmen çöplüğünden çıkan zehirleri yıllarca soluyan insanlar olarak bugüne kadar ses getirici ne yaptığımızı da sorgulamamız gerekiyor...
Üç aylık bebekler o zehiri soluyarak büyütülüyorsa, hastalıkların genç yaşta ortaya çıkmasına şaşırmak mı gerekiyor?..
Üretmeyen bir ülkede 13’üncü maaş, hatta bazı resmi kurumlarda 14’üncü maaş dağıtma becerisi gösteren, buna karşın Dikmen için üç kuruşluk yatırım yapmayanlara hesap soran oldu mu bugüne kadar?..
Evet, genç ölümler hepimizi fazlasıyla üzüyor...
Ama düşündürmelidir de...
Düşündürmeli ve harekete geçirmeli...
“Dur arkadaş, Teknecik santralini filtresiz çalıştıramazsın” diyebilecek insanların ortaya çıkması, plastik atıkların Dikmen’e dökülmesini durduracak örgütlenmelerin gerçekleşmesi gerekiyor...
İktidarı elinde bulunduran partiler, bazı menfaat ilişkileri, ya da ileriye yönelik seçim yatırımı düşüncesiyle, alınması gereken önlemleri kesinlikle almıyorlar...
Fakat muhalefette olanlar da, kendilerini ucundan etkileyecek sorunları irdelemekten kaçınıyorlar...
Bırakın önlem alınmasını, kendi yandaşları söz konusu olduğunda yalan bilgi ve belgeleri kamuoyuna yaymak suretiyle ‘adam kayırmacılığı’ yapıyorlar...
Başka ülkelerde bu tür hareketler ‘sahtekarlığa’ girer...
Bizde yaşanan tüm sorunların temelindeki hastalık ise partizanlıktır...
İş bilmemezlik ve beceriksizlik de cabası!..

Bu yazı toplam 11507 defa okunmuştur
YORUMLAR
Bu Makaleye Yorum Yapılmamış.
KIBRIS GÜNDEMİ
Tüm Hakları Saklıdır © 2008 - 2015 | İzinsiz ve kaynak gösterilmeden yayınlanamaz.
Mail : | Yazılım: Doğru Ajans